Erdoğan’ın Türkiye’deki protestolara tepkisi Putin ile kaygı verici paralellikler ortaya koyuyor.
Luke Harding, “Lider işleri kendi bildiği gibi halletmeye alıştı ancak sivil toplum hareketi artık baskı altında tutulamıyor” dedi.
İstanbul Taksim meydanında, çevik kuvvet ile çatışmalarda tazyikli su ile vurulan bir protestocu. Fotoğraf: Gurcan Ozturk/AFP/Getty Images
Luke Harding
Saldırı beklendiği üzere vahşice gerçekleşti. Cuma ve Cumartesi günleri Erdoğan İstanvbul’da bir Avrupa Birliği toplantısına ev sahipliği yaptı. Söylentiler, Erdoğan’ın Avrupalı konukları evlerine döner dönmez Taksim Meydanını (12 gündür barışçıl şekilde işgal eden) göstericilerden temizlemek için çevik kuvveti decreye sokacağı yönündeydi.
Salı sabahı saat 6:00’da Taksim meydanını saran polis plastik mermi ve biber gazı atarak ve Erdoğan’ı istifaya çağıran posterleri indirerek söylentileri gerçeğe çevirdi. Mutlu bir rastlantı eseri ülkedeki devasa hükümet karşıtı gösterileri gamsızca görmezden gelen Türk medyası olayları kaydetmek üzere hazırda bekliyordu.
Türk TV izleyicileri şuna tanık oldu: dört ya da beş “göstericiden” oluşan küçük bir grup polise molotov kokteyli atıyordu. Bir noktada ellerinde uç Marksist partilerden birinin bayrağı ile gülünç Roma tarzı falanj formasyonunda polis hattına ilerlediler. “Protestocular” aslında kameralara karşı kendi arkadaşlarına inandırıcı da olmayan bir “saldırı” düzenleyen orta yaşlı sivil polislerdi.
Türk TV izleyicileri şuna tanık oldu: dört ya da beş “göstericiden” oluşan küçük bir grup polise molotov kokteyli atıyordu. Bir noktada ellerinde uç Marksist partilerden birinin bayrağı ile gülünç Roma tarzı falanj formasyonunda polis hattına ilerlediler. “Protestocular” aslında kameralara karşı kendi arkadaşlarına inandırıcı da olmayan bir “saldırı” düzenleyen orta yaşlı sivil polislerdi.
Ancak yakındaki Gezi Parkının ağaçlığının altında kamp yapan gerçek protestocuların karşı karşıya kaldıkları vahşet gerçekti. İstanbul’un göbeğinde biber gazı uçuşması sonucu onlarcası nefessiz kaldı ya da yaralandı. Bu sırada İstanbul Çağlayan adliyesinde göz altına alınan eylemciler adına eylem yapan yaklaşık 50 avukat, polis tarafından tartaklanarak uzaklaştırıldı.
Bu yeni, canlı sivil toplum hareketi ile kaynaşmak ya da bunu ezmek arasında seçim yapma durumunda kalan Erdoğan ikinci yolu seçti. Aslında vatandaşlarının ülke çapında ayaklanmasına tepkisi, kendisini zor durumda bulan bir başka otokrat lider, Vladimir Putin, ile kaygı verici paralellikler içeriyor.
Bütün bunlar ne zaten arapsaçına dönmüş AB’ye giriş olanaklarına, ne dindar ve laik Türk vatandaşları arasındaki ilişkilere ne de ülkenin demokratik geleceğine dair iyi işaretler değil.
Erdoğan’ın kutuplaştırma taktikleri doğrudan Putin’in oyun planından alınmış olabilir. Dağınık ve önceden politik olmayan bir kitle olan göstericilerle konuşmak yerine protestoları karanlık yabancı komplolara mal etti. Pek çok muhalif gazeteci zaten hapiste ve Erdoğan Salı günü yabancı basını da kınadı. İktidardaki İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisinde (AKP) Erdoğan karşıtı alayların ana iletim kanalı olan ve başbakanın bela olarak tanımladığı twitter’ın yasaklanması yönünde meşum sesler yükselmeye başladı.
Putin gibi Erdoğan da on yılı aşkın süredir iktidarda. Putin’in aksine iktidarı adil seçimlerle elde etti. Türkiye’nin en popüler politikacısı olmaya devam ediyor.
2011 yılında üçüncü genel seçim zaferini kazandığından beri tartışma yaratan bir İslamcı sosyal dönüşüm projesine girişti. Akşam 10:00 ile sabah 6:00 arasında alkol satışını ve alkolün mağaza ve camilerin yakınında satılmasını yasakladı. Protestocular bununla birlikte yaşam tarzlarına diğer meydan okumalar ve otoriter yönetim tarzından mutsuz.
Salı günü Taksim Meydan üzerinde gaz uçuşurken Erdoğan Türkiye’deki protesto gösterilerinin sona erdiğini ilan etti. Bir kez daha yanılıyor. Çoğunluğunu öğrenciler, gençler ve yaratıcı seçkinlerin oluşturduğu ancak pek çok diğer grubu da içeren ülkedeki sivil toplum hareketi artık baskı altına alınamaz. Çevik kuvvet ne kadar biber gazı atsa da Türkiye yeni bir mücadele dönemine giriyor. Erdoğan işleri kendi bildiği şekilde yürütmeye alıştı. Ancak artık uzlaşma aramak zorunda kalacak.
Kriz başladığından bu yana olabilecek en kötü liderlik örneği veren Erdoğan, çoğu kurgusal sayısız düşmanlara saldırdı. Aslında Türkiye’nin uluslar arası imajının uğradığı hasarın tek sorumlusu kendisi. Bunu tersine çevirme gücü sadece kibirli, hırçın ve az sayılmayacak ölçüde paranoyak davranan Erdoğan’da.
Çeviri: bendeniz
No comments:
Post a Comment